
Güler Başkaya
Vitrin Güzeli mi, İnsan mı?
Tarih: 18-07-2026 00:20:00
Güncelleme: 18-07-2026 00:30:00
Şimdi masaya açık konuşalım. Bu ülkede kadına “baş tacı” denir, “cennet ayakları altındadır” denir; ama kadının kendi ayakları üzerinde durması istendiğinde o “cennet”, bir anda cehenneme döner. Neden? Çünkü işimize gelmez. Biz kadını, çoğu zaman sadece bize hizmet ettiği ya da vitrinimizi süslediği sürece severiz.
Dışarıdan bakınca herkes “kadınlar çok değerli” der. Peki gerçekte ne oluyor? Kadın ya evde görünmeyen bir emekçi, ya da dışarıda bir “aksesuar” olarak görülüyor. Sosyal medyada boy boy fotoğraf paylaşan o vitrin güzellerine bakın; sanki hayatın değeri yalnızca birilerinin yanında, birilerinin kolunda görünmekten ibaretmiş gibi sunuluyor. Elbette görünüşüne önem vermek ya da fotoğraf paylaşmak tek başına bunu göstermez. Asıl eleştirilmesi gereken, bir insanın değerinin yalnızca dış görünüşü ya da kiminle görüldüğü üzerinden ölçülmesidir. Böyle bir anlayışta karakter, fikir ve emek geri planda kalıyor. Ve işin acı tarafı ne biliyor musunuz? Bu sahteliğe “değer görmek” deniliyor. Oysa bu değer değil; bildiğin kiralık bir konfor.
Öbür tarafta ise tırnaklarıyla kazıyıp “Ben varım.” diyen kadınlar var. Onları çoğu zaman kimse görmüyor. Neden? Çünkü itaat etmiyorlar, susmuyorlar, süs bitkisi gibi köşede durmayı kabul etmiyorlar. Kendi kararlarını kendileri veriyorlar. Bir toplum, kendi ayakları üzerinde duran kadından neden rahatsız olur? Çünkü o kadın, ona biçilen o sahte “kutsal” rolü yırtıp atar.
Kadınları ikiye ayıran da tam olarak bu bakış açısıdır. Bir tarafta, yalnızca vitrinde olduğu için el üstünde tutulanlar; diğer tarafta ise hayatın yükünü omuzlayıp emeğiyle var olmaya çalışan ama çoğu zaman hak ettiği değeri göremeyenler. Oysa mesele, bir kadının nasıl göründüğü değil, kim olduğu olmalıdır. Ne yazık ki çoğu zaman soru şu oluyor: “Kadın insandır.” demek yerine, “Benim hayatımda ne işe yarar?” diye bakılıyor.
Bu çarkı böyle kurduk ve yıllardır böyle döndürüyoruz. Üstelik bu bakış açısı sadece erkeklerle de sınırlı kalmıyor. Kadınlar da zaman zaman birbirlerini aynı “vitrin değeri” üzerinden değerlendirebiliyor. Bir kadının başarısından çok, kiminle olduğu, ne giydiği ya da nasıl göründüğü konuşuluyor. Görüntünün emeğin önüne geçtiği böyle sığ bir bataklıkta boğulurken, hâlâ birbirimize “kadına değer veriyoruz” yalanını söylemeye devam ediyoruz.
Sonuçta emeğin değil görüntünün prim yaptığı, insanların değerinin karakterle değil etiketle ölçüldüğü bir düzende, o parlak vitrinlerin ışığı söndüğünde kimin gerçek, kimin sadece bir dekor olduğu er ya da geç ortaya çıkmayacak mı?
Şimdi sormak gerekiyor: Biz kadınları gerçekten değerli mi görüyoruz, yoksa sadece işimize yaradıkları kadar onlara bir fiyat mı biçiyoruz?
Bu yazı 149 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI